2 Mart 2009 Pazartesi

ölümün eşiğinde sevgiliye çağrı

Ben sen de benim kadar çıkmaza girmeyesin diye girmiştim bu çıkmaza… Akşam oluyor. Karanlığın çöküşüyle kafam bir milyon düşünceye bölünmüş durumda yine. Düşünceler sorular doğuruyor, sorunlar ise sorunlar… Neydi anlamım? Neydi var oluşumun amacı? Neydi hayatın ilk sorusu ? Ne düşünmüştü Adem yeryüzüne ilk adım attığında? Ya Havva? O kırmızı elmanın ne kadar tatlı olduğunu mu düşünüyordu? Peki ya şimdi ben?
Bir milyon düşünce bir milyon ‘ben' yaratıyor içimde. Biliyorum özgürlüğüm için vahşet yaratmalıyım bahçelerimde. Ben hangi ben'i öldürürsem kendi kurtuluş yolumdaki meşaleyi söndürmüş olurum ve hangi ben'i öldürmezsem kendi kurtuluşuma açılan yolu tamamen tıkamış olurum???
Tereddütteyim …
Ben'ler parçalanıyor, yeni ben'lere esir oluyor. Tereddütte hepsi. Hepsi benliğinin içinde bir başka benlik yaratıyor ve döngü başlıyor…
Ben kayıp cennetini arayan umut dolu küçük çocuğum…
Ben başı dumanlı, avare dolaşan sarhoşum…
Ben bir yudum şefkat isteyen bebeğin seslenişiyim …
Ben inançsızlığının içinde hapsolmuş din adamıyım …
Ben bir parça mutluluk için çalışanın alın teriyim …
Ben bez bebeğinin özlemini duyan küçük kızım…
Ben şeytanın günlüksüz ırgatıyım…
Ben bir yudum suyum…

Korku inanç doğururmuş. Korkuyorum ayrılıktan, soğuk yalnızlıktan , sensizlikten, ölümden… Yok, yok korktuğum ölüm değil, ölüme eşlik eden sessiz yalıtım. Hayatım damla damla akıyor. Evet, ölüyorum ama korkmuyorum damlalardan korktuğum kadar yalnızlıktan.
Şimdi sana sesleniyorum. Ne olur bu çıkmazdan çıkmama yardım et. Sen demez miydin zincirleri kırmak lazım bazen diye. Ne olur hiç değilse sen eşlik etme bu sonsuz yalıtımıma, sen kaçma ölümümden. Ne olur isyanıma gözlerini kapama. Uzat ellerini, kaldır düştüğüm yerden. Bak ellerim kesik . Gör sancıyan yanımı , sayısız penceremi bir kez daha açmama yardım et yeniden. Herkes yok olsun önemli değil. Ben'ler yok olsun, biz olalım yeter…
Şu korkak ellerimi tut…
Tut şu arayıp duran korkak ellerimi…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder